... Çünkü her kadın biraz tanrıdır. Yalnız o güce, kendisini katarak, kanıyla canıyla besleyerek yaşam verme gücüne sahip olduğu için değil, yaşamın her alanında alçakgönüllü bir üretkenlikle yaratıcılığını sürdürdüğü, beslemek, büyütmek gibi tanrı niteliklerini; bunlarla övünmeyi aklına bile getirmeden taşıdığı için de.. Yıllardır görüşmediği sevdiğinin ısrarlı çağrısına uyarak ve aşkıyla birlikte bütün geçmişini yüklenerek çıktığı gece yolculuğu bir kadını nereye ulaştırır? Bir geceye kaç anı, kaç düş; bir insanın içine kaç kişi sığar? Bir erkeğin üç ayrı kadına gösterdiği yüzlerinden hangisi kendisidir? Darbeler yalnızca toplumsal yaşamı mı etkiledi? Ya bireysel yaşama yansımaları, ya içlerde açılan onulmaz yaralar...
 

Tanrıkadın

Roman, Everest Yayınları, 2012

Remzi Kitabevi, 2002

 
 
 
Ben olsam bu kitabı okur muydum?
Yayımlamayı düşündüğüm her kitap için kendime sorduğum soru budur. Günlük okumayı seviyorsam bu kitap bana sıcak gelecektir. Dile özel ilgim varsa, Türkçeyle ilgili konuları konuşmaktan, tartışmaktan hoşlanıyorsam, dilimin haince ve kötü kullanılmasına sinirleniyorsam benim için yazılmış olduğu bile söylenebilir. Türkçeyle ilgili her sorunun bir "forum" ortamında konuşulup tartışılmasına katılmak istiyorsam ilginç bir okuma serüveni beni bekliyor sayılır. Peki, dil benim için özel bir ilgi alanı değilse? O zaman gezi yazısı okumaktan hoşlanıp hoşlanmadığımı sorarım kendime. Çünkü Kütahya'dan Gaziantep'e; ABD'nin kasaba yaşamından Beyrut'un Fransızca konuşan gösterişli kadınlarına; oradan karşı komşumuz Midilli'de Mihalis'li, Manolis'li, Yannis'li buluşmalara uzanan gezi yazıları da var kitapta. Son yıllarda yayımlanan kitaplardan haberdar olmak istiyorsam da okurdum. Bunların hiçbiri ilgimi çekmiyorsa bu kitap bana göre değil. O zaman hemen elimden bırakır başka kitaplara yönelirdim.
Feyza Hepçilingirler
 

Tohumun Toprağa Düştüğü, Türkçe Günlükleri 5

Deneme, Everest Yayınları, 2011

 
 
 
Bir dil ustasından, öykücülüğün doruğunu oluşturan öykülerden bir demet. Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü kazanmış Savrulmalar, Türkçenin ve öykünün doyulmaz güzelliğini yaşatıyor. Oya gibi işlenmiş bir Türkçenin tadına varmak, usta işi öyküler okumak isteyenlere...
 

Savrulmalar

Everest Yayınları, 2011

Remzi Kitabevi, 1998

 
 
Bir dilbilgisi kitabında hiç Nietzsche ile Banu Alkan'ın, Ziya Paşa ile Türkân Şoray'ın adları yan yana yer alır mı? Amaç öğretmekse niye almasın? Bu kitap ne dilbilime katkıda bulunma amacı taşıyor ne de akademik bir çalışma olma iddiası... Öğretmenlik deneyimini paylaşma isteğiyle ve sohbet tarzı bir anlatımla yazılan bu kitabın, Türkçenin ne kadar sağlam bir dil olduğunu, dilbilgisi öğrenmenin ve öğretmenin ne kadar zevkli olabileceğini göstermekten başka bir derdi ve Türkçeyi sevdirerek, yara almadan korunmasını sağlamaktan başka bir umudu yok.
 

Türkçe Dilbilgisi Öğretme Kitabı

Everest Yayınları, 2010

Remzi Kitabevi, 2004

   

 

Türkçenin filozofu Feyza Hepçilingirler, kullanılan dilin insanın duygusal ve düşünsel dünyasının göstergesi olduğuna inanan bir yazar. Türkçe Günlükleri'nde de dili kullanırken takındığımız tavrı, özeni ya da özensizliği bu açıdan ele alıp inceliyor. Dildeki umursamazlığımızın aslında kültürümüze, dolayısıyla kim olduğumuzla ilgili çelişkilerimize uzanan bir yol olduğunu, yaygın dil özensizliğinin toplumsal, hatta bireysel bir yozlaşmanın belirtisi sayılabileceğini savunan bu denemeleri kimi zaman gülümseyerek kimi zaman üzülerek ama her zaman düşünerek okuyacaksınız. Tohumun Toprağa Düştüğü, Feyza Hepçilingirler'in dil üzerine düşünen herkes için vazgeçilmez Türkçe Günlükleri'nin dördüncü cildi...

 

Tohumun Toprağa Düştüğü, Türkçe Günlükleri 4

Deneme, Everest Yayınları, 2010

   

 

İnsanın öyküsünü çizmekte en etkin olan unsurlardan biri yaşadığı yer kuşkusuz. İnsan büyük ölçüde yaşadığı toprakla, içinde yetiştiği kültürle, kullandığı dille kurar kendini. Bunun için her gidiş kendinden kopuş, kendini yeniden kurma çabasının kaçınılmazlığıdır. Her giden yeniden kurmak zorunda kalır kendini.

Usta öykücü Feyza Hepçilingirler, İşte Gidiyorum ile toprağından, dilinden, kendinden gitmek zorunda kalanların öykülerini dile getiriyor. Her gidişin içinde taşıdığı acıya eşlik eden o yoğun hesaplaşma duygusunu aktarıyor okura. Kendini yeniden kurmak zorunda bırakılanların tam da artık neyi kuracaklarına emin olamadıkları o acı dolu derin şaşkınlığı paylaşmaya çağırıyor herkesi.

 

İşte Gidiyorum, Göç Öyküleri

Öykü, Everest Yayınları, 2009

 

 

Edebiyatının ana malzemesini gerçek yaşamdan alan Feyza Hepçilingirler, güçlüklerle kurulmuş yaşamların bile ellerden alınmak istendiği böylesi dönemlerde yapılmak zorunda kalınan zor seçimler aracılığıyla bireysel varoluşları yeniden sorguluyor. 12 Eylül döneminin karanlık günlerinde hem kadın hem de aydın olarak öteki olmanın ağırlığının dile getirildiği Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar?, bir 12 Eylül romanı ve bir kadın romanı olmanın yanı sıra bir yol romanı olarak da okunabilir.

Usta kurgusu, titiz dili ve gerçekçi anlatımıyla Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar?, yakın tarihimizi en iyi ele alan romanlardan biri...

 

Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar?

Roman, Everest Yayınları, 2009

Remzi Kitabevi, 1998

Simavi Yayınları, 1993

 
v
 

Körfez güzeldir. Oya gibi işlenmiştir kıyılar. Yeşilin sarıya çalanından, mora çalanına dek her rengin geçişi vardır. Gelirler, hep denize bakarlar, gün batımına bakar, düşler kurarlar. Uzak, süslü, parlak düşlerdir, varsıl düşler. Denize girer, kulaç atarlar, güneşe yatar, kızarırlar ve giderler. Her giden, buradaki yaşamı koparıp, bitirip de gittiğini sanır. Bulduklarından önceki yaşamın buralarda öylece, eskisi gibi sürüp gideceğini bilmeden, bunu düşünmek istemeden. Oysa sürüyor işte. Onlar gelmeden önceki gibi. Yazla birlikte boşalır m? Ayvalık? Günbatımları görkemini yitirir belki, denizin harelenmesi durur.

 

Üç Nokta Bir Çizgi

Gençlik Dizisi, Özyürek Yayınevi, 2008

Gençler İçin Öykü Seçkisi, Gendaş Yayınevi, 1993

 

Türkçeye en çok emek veren aydınlarımızdan biri olan Feyza Hepçilingirler, Türkçe Günlükleri'nin bu üçüncü cildinde, Türkçenin sorunlarını tartışmaya, günlük yaşamdaki kullanımlarına ayna tutmaya devam ediyor.

Rüzgârın Göğe Savurduğu, bugünün Türkiye'sini dilimize nasıl yansıdığını dile getirirken, son yıllarda yayımlanmış çeşitli türlerdeki kitaba değiniyor; şiirlerle, öykülerle, anılarla zenginleşiyor. Türkiye'nin dört bir köşesinden seslenen Türkçe Günlükleri, dünyanın bir ucundan ötekine çeşitli renkleri yansıtarak yer yer gezi kitabı özelliği kazanıyor. Sorularla ve bu sorulara verilmiş doyurucu yanıtlarla bir ortak, imece tadı sunuyor.

Rüzgârın Göğe Savurduğu, Türkçe Günlükleri 3

Deneme, Everest Yayınları, 2008

 

Dilimiz yaşamla kurduğumuz ilişkinin yansıması olduğu için, dilimize gösterdiğimiz özen kadar özen gösteriyoruz yaşamımıza da. Dilimizi kullanabildiğimiz kadar düşünebiliyor, dilimizi koruyabildiğimiz kadar kendimizi de tutarlı bir bütün olarak koruyabiliyoruz. Üstünde durmadan, hoyratça kullandığımız dil, yaşamımızı çoraklaştırıyor, çölleştiriyor. Hiçbir zaman derinine inemediğimiz, üstümüzde iğreti duran bireyliklerimizle, gitgide anonim bir karmaşaya dönüşüyoruz. Bu tuhaf “olamamak” halinden kurtulabilmemizin öncelikli yolu, hiç kuşkusuz, dilimizi doğru kullanmaktan, daha doğrusu kullandığımız dili sorgulamaktan geçiyor. Dilimizle, Türkçeyle toplum olarak kurduğumuz bu ilişkiyi en çarpıcı biçimiyle sorgulayan yazarların başında Feyza Hepçilingirler geliyor. Hepçilingirler, Türkçe “Off”un üçüncü cildi olan Dilim Dilim Anadilim’de halimizi, zaman zaman gülümseyerek, bir kez daha, büyük bir ustalıkla ortaya döküyor. Okurları da gülümsetiyor bu yazılar ama derinde kolay kolay silinmeyecek bir iz, bir soru kalıyor. Nereye gidiyoruz?

Türkçe "Off" 3 - Dilim Dilim Anadilim

Deneme, Everest Yayınları, 2007

 

 
Dilin Zamana Dokuduğu, usta yazar Feyza Hepçilingirler'in Türkçe Günlükleri adıyla sürdürdüğü, söyleşi tadında, canlı gözlemlerle bezenmiş, gülümsemeyi unutmayan denemelerinden oluşuyor. Yazıldığı günle sınırlı kalmayan bu denemeler, Türkçe ile kurduğu ilişkiyi taze tutmaya çalışanların her zaman başvuracakları bir kaynak. Dili yalnızca bir iletişim aracı değil, bir yaşam alanı olarak ele alanların yazılarını dikkatle izlediği Hepçilingirler, Türkçe'nin tadını, zenginliğini yitirmemesi için emek veren yazarlarımızın başında geliyor. Dilin Zamana Dokuduğu, dil ve yaşamsal bağ kuran yazar ile dile sevgiyle yaklaşan okurlarin arasında kurulan sağlam bir köprü.
Dilin Zamana Dokuduğu, Türkçe Günlükleri

Deneme, Everest Yayınları, 2007

 

 

 
Yıldızların Suya Döküldüğü, usta edebiyatçı Feyza Hepçilingirler'in okurlar tarafından ilgiyle izlenen Türkçe Günlükleri. Bu yazılar, birer kezden fazla okunmayı, üstünde düşünülmeyi, tartışılmayı hak ediyor.Türkçenin değerini, zenginliğini ve tadını yitirmemesi için düşünen, çalışan, yazan Hepçilingirler, yaşamdan ve edebiyattan örnekler taşıyor okurlarına. Bu nedenle bu kitap kuru bir edebiyat ve dil dersi vermek yerine, bir edebiyatçının canlı gözlemlerinin, kıvrak kalemin tadını taşıyor. Yıldızların Suya Döküldüğü, bir yazarın yaşamını oluşturan temel unsurlardan biri olan dille kurduğu sevgi ve emek dolu ilişkinin günlükleri...
 

Yıldızların Suya Döküldüğü, Türkçe Günlükleri

Deneme, Everest Yayınları, 2005

   
v
 

Her ne kadar eski bir deyiş kişinin aynasının yaptığı iş olduğunu söylese de, asıl aynamız kullandığımız dil. Hangi dili kullandığımız değil anadilimizi nasıl kullandığımız kişiliğimize, seçimlerimize, hayata bakışımıza ilişkin çok önemli ipuçları sunuyor. Elbette bu ipuçlarını görmek ve doğru yorumlayabilmek için anadilimizi iyi biliyor olmamız gerek. İşte böyle biri günlük yaşamımızdan siyasi liderlere varıncaya dek bulunduğumuz noktayı ve bu noktanın öncesini sonrasını yalnızca dilimize, dilimizin uğradığı değişimlere bakarak çizebilir. Feyza Hepçilingirler Türkçe bilgisinin ve bilincinin korunup yaşatılması için hiç ara vermediği uğraşını Sorulmadan adlı kitabında da sürdürüyor. Sorulmadan'da günümüz Türkiye'sinin siyasi, coğrafi, kültürel haritalarını tüm atlaslardan daha iyi çiziyor.

 
Sorulmadan

Deneme, Everest Yayınları, 2006

Remzi Kitabevi, 2000

   
v
 
Salt bir iletişim aracı olarak görmeye zorlansak da, dilimiz aslında var oluşumuzu beslediğimiz en önemli kaynak. Dilimizle dile gelmeden önce dilimizle düşünüyor, hatta dilimiz kadar düşünüyoruz. Duygularımızı, kavramları adlandırabildiğimiz, anlatabildiğimiz ölçüde tanıyoruz çünkü. Bu nedenle gerçek anavatanımız dilimiz belki de. Ancak günümüzde öteki diller gibi Türkçe de sürekli bir saldırı altında. Yalnızca yabancı dillerden zorla sokulan sözcüklerin saldırısı değil bu; dili kimileyin bilerek, eğlenceli bir muzırlık gibi bozanlardan, kimileyin de bilgisizlikten kaynaklanan yaygın yanlışlardan kirleniyor dil. Feyza Hepçilingirler, Türkçe "Off'un ikinci cildi olan Dedim: "Ah!" ile Türkçe'nin savunmasını yapmaya devam ederken bir yandan da bizi yaygın yanlışlar karşısında duyarlı olmaya çağırıyor, dilimizi daha özenli kullanmamız konusunda uyarıyor.
 
Dedim: "Ah"

Deneme, Everest Yayınları, 2006

Remzi Kitabevi, 2000

   
v
 
Yalnızca bir iletişim aracı olarak görmeye alıştırdığımız, belki de bu yüzden hafife almaya başladığımız dil, aslında yaşamımızı belirleyen en önemli kültürel etken. Dilimizin yoğurduğu bir zihinle düşünüyor, hissediyor ve bunları yine dili kullanarak aktarıyoruz. Dildeki bozulma, yaşamı algılayışımızı, kurgulayışımızı, yaşama sahip çıkışımızı etkilediği gibi, iletişim kazalarına da yol açabiliyor. Feyza Hepçilingirler bu kitapta, bir yandan dilimize sahip çıkmanın anlamını tartışırken, bir yandan da doğru Türkçe'nin bilgisini sunuyor okurlara. Dilimize ayna tutarken yaşadıklarımıza da tanıklık eden bu yazılar, Türkiye'yi birçok boyutuyla yansıtıyor.
 

Türkçe "Off"

Deneme, Everest Yayınları, 2006

Remzi Kitabevi, 1997

   

 
Acemilikten uzak bu ilk kitapla başlayan öykü serüveni, Hepçilingirler'in, hayata ve edebiyata bakışının temelini koruyarak nasıl geliştiğini anlamak açısından çok değerli bir belge niteliğinde. Üstelik sadece yazarının değil, Türk öykücülüğünün de aldığı yolu anlamakla ipuçları sunuyor. Hayata toplumcu gerçekçi bir açıdan bakan bu öyküler, yazarının kaba bir siyasallıktan uzak, insanı anlamayı ve anlatmayı, yaşamın kendi içindeki devingenliğini yansıtmayı amaçladığını gösteriyor öncelikle. Ancak, bir kez daha belirtmekte yarar var: Kaba bir öğrencilikten alabildiğine uzak olan bu öyküler, doğruların tartışılırlığı ilkesine öncelik tanıyor; bu nedenle de okura bugün de çağdaş bir tat sunabiliyor. "Birdenbire değişti Menekşe. Artık kendini gizleyemezdi benden. Karşımdaki, ana Menekşe'ydi. Yalan söyleyemezdi artık. Bana hiç bakmıyordu. Gözlerini denizin üstündeki bir noktaya düğümlemiş; önüne topladığı bacaklarının üstünde ellerini sımsıkı kenetlemişti."
 
Sabah Yolcuları

Öykü, Everest Yayınları, 2005

Remzi Kitabevi, 2000

Cem Yayınevi, 1981

 
 

Bir yazar, dilini, anlatımını nereye kadar zorlar? Öykünün sınırları nerelere ulaşır? Feyza Hepçilingirler, herkesin kendi beğenisine seslenen öyküyü bulabileceği, eğlenceli; ama sarsıcı öyküler sunuyor bu kitabında…

"Kitabın Muskası İşte size bir kitap içinde bir sürü kitap tadı... Gerilimse gerilim, metafizikse metafizik, bilim-kurguysa bilim ve kurgu... Her his'e her keseye uygun, her biri birbirinden merdane, evladiyelik bir sürü öykü... Hem de Feyza Hepçilingirler patentli hap gibi, ilaç gibi, okurken eğlendiriyor, siz de üretin, devam ettirin diye adeta tahrik ediyor. Bu öyküler vaktiyle öküz hocaefendi ve müritlerince defalarca okunmuş, üflenmiş olup yüzde bin randıman haydi hayırlı düşler..." metüst

 

Öykünmece

Öykü, Remzi Kitabevi, 2000

   
 

Vapurlar gitti, gemiler uzaklaştı, sandallar kıyıya çekildi; vardığında hep eksikliği buldum. Yenileri geldi belki ama, sen yoktun. Sen neredeydin Allah aşkına? Bu evler, bu caddeler, bu saçın, ne zaman bunca eskidi? Ne olmuş saçına? Bu saçın? Her şey eskidi. Gökyüzü pörsüdü, deniz kırılgan, çocuklar arsız, sevgililer yaşlanmış. Güzel oldukları zamanda kimler yaşadıysa bunları, gelip geçiciliklerine onlar katlansın. İşte bunu söylemek bir başkaldırmadır aslında, yolu berberden geçer.

 

Kırlangıçsız Geçti Yaz

Öykü, Remzi Kitabevi, 1998

Cem Yayınevi, 1990

   
v
 

Bunlar kadınların öyküleri… Ürkek kuşlar onlar. Kimi geleneklerin, kimi tabuların, kimileri de kendilerine koydukları yasakların baskısı altında… Evliliklerin, hatta aşkların bile üstesinden gelemediği yalnızlık… "Çoğul bir yalnızlıktır ölüm, yaşamaksa tekil bir kalabalık," diyor bir öykü kişisi. Bu öyküler de o "kalabalık"ı anlatıyor işte.

 

Ürkek Kuşlar

Öykü, Remzi Kitabevi, 1999

Cem Yayınevi, 1987

   
v
 

Feyza Hepçilingirler´in, kazanmaktan en çok onur duyduğu ödüle, Sait Faik Hikâye Armağanı´na (1985) değer görülen kitabı "Eski Bir Balerin", son çeyrek yüzyılın en iyi öykü kitaplarından biri. Değişenin içinde değişmeyeni yakalamış, evrensele giden yolun ışığını bulmuş, oya gibi bir dil ve çarpıcı bir anlatımla, insanı içinden kavrayarak anlatan öyküler bunlar.

 

Eski Bir Balerin

Öykü, Remzi Kitabevi, 2000

Cem Yayınevi, 1985

 
 
sayfa başına dön
 
Tüm hakları saklıdır. 2012 © feyzahepcilingirler.com - tasarım: pelin hepçilingirle