YAZAREVİ.COM SÖYLEYŞİSİ...

Feyza Hepçilingirler / Dilim Dilim Anadilim

 

“ÖZGÜVEN SAĞLAMANIN TEK YOLU DİLİNE GÜVENMESİNİ SAĞLAMAKTIR”

“ANADİLİNİ YETERİNCE BİLMEYEN YABANCI DİLİ MÜKEMMEL ÖĞRENEMEZ”

“KÜLTÜRLÜ İNSANLAR BİLE ‘O DA’ YERİNE ‘ODA’, ‘BU DA’ YERİNE ‘BUDA’ YAZIYOR”

“NEREYE GİDERSENİZ GİDİN ANAYURDUNUZU DA ANADİLİNİZİ DE BULAMAZSINIZ”

Gençlere ne yazık ki bütün sorunları çözülmüş, olası tehlikeleri önlenmiş, tıkır tıkır işleyen bir düzen, barış içinde, huzur içinde bir dünya; gelişmesini tamamlamış, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmış bir ülke sunamıyoruz. Karşılarında sıradağlar gibi dizilmiş, çözüm bekleyen öteki sorunları sıralayacak değilim. Neden bu kitabı okumalarının (“gerekli olduğuna” demeyelim hadi ama) iyi olacağına ilişkin düşüncelerimi, bıktırıcı olmasın diye on maddede toparlayıp sıralıyorum:

1. Çözmeleri için kendilerine bırakılan sorunlardan en büyüğünün ve en önemlisinin dilsel sorunlar olduğunu gözden kaçırmamaları için,

2. Uzak olmayan ama uzun sürmüş geçmişte düşülen hataya yeniden düşülmesini önlemek, yeni bir Osmanlıcanın yaygınlaşmasının önüne geçmek için,

3. Tek tek rastlandığında yadırganmayan ama arka arkaya dizildiğinde ülkeyi tanınmaz duruma getiren İngilizce, Türkilizce (!), Arapça tabela kirliliğine karşı duyarlılık geliştirmek için,

4. Kendi dilini her isteğini anlatabilecek kadar konuşamayan, başka anlamlara gelmesini önleyecek kadar yazamayan insanlar yetişmesinin önüne geçmek için,

5. Kültürlü olduğu varsayılan insanların bile “o da” yerine “oda”, “bu da” yerine “Buda” yazdıklarında hatalarını fark etmelerini sağlamak için,

6. Nereye giderlerse gitsinler anayurtlarını bulamayacakları gibi, anadillerini de bulamayacaklarını kavramaları için,

7. Her dilin kendisiyle oluşturulmuş kültürün tek taşıyıcısı olduğunu, bir dili kaybetmenin o kültürü kaybetmek anlamına geleceğini, kendi kültüründen uzak kalan kişinin köksüz bir ota dönüşeceğini anlamaları için,

8. Anadilini yeterince bilmeyenin yabancı bir dili mükemmellik derecesinde öğrenmesinin olanaksızlığını gözden uzak tutmamaları için,

9. Bir kişide özgüven sağlamanın yolunun diline güvenmesini sağlamaktan geçtiğini; diline, anlatımına güvenmeyen insanın kendisine güvenmesinin söz konusu olamayacağını fark etmeleri ve fark ettirmeleri için,

10. Düşünme becerisinin en iyi anadilinde sağlanacağının, bilimsel buluşların, teknolojik icatların ancak anadilinde düşünerek yapılabileceğinin bilincine varmaları için.

- Dilim Dilim Anadilim'den kısa bir bölümü YazarEvi Kitap takipçileriyle paylaşır mısınız?

Kitabın ilk yazısındaki örneklerden bir seçki sunmak istiyorum.

Yazının adı: “Okuryazar mısınız?”

Ne kadar anlamsız bir soru! Şu anda “okumaktasınız” zaten.

Öyle mi? Bence değil. Böyle bir soruyu hiç düşünmeden yanıtlamanız söz konusu bile edilemez artık. Nasıl Osmanlıca okuyup yazmak için Arapça-Farsça bilmek gerekiyordu, bugün de okuryazar olmak için biraz Fransızca, az Almanca, bir gıdım İtalyanca, çok İngilizce bilmek zorundasınız. Siz Türkiye’de okuryazar olmayı kolay mı sanıyorsunuz?

“Fiks kart” sözcüklerini nasıl yazarsınız? “Fiks kart” diye mi, “fix kart” diye mi, “fiks cart” diye mi, “fix card” diye mi? Fine line’yi “fayn layn” diye okudunuz diyelim, LineAK’ı nasıl okursunuz?

UPS’leyin’i nasıl okudunuz? CNR, CNN, MSNBC... Nasıl okuyorsunuz bunları? D&R, sözgelimi, nasıl okudunuz? Neden öyle okudunuz? MN&DM nasıl okunacak peki? TV kısaltmasını “ti-vi” diye okumayı nereden öğrendiniz? IMF’yi “ay-em-ef”, GSM’yi “ci-es-em” diye okuduğunuza (göre) “F tipi cezaevini” de “ef tipi” diye okursanız “F tipi” cezaevleri sevimli mi görünecek?

 

 

 

ÇOCUĞUNUZA FARKLI OLANI SEVMEYİ ÖĞRETİN

Hürriyet

Günümüz çocukları yaşıtlarına karşı acımasız ve birbirlerinin eksik yönleriyle dalga geçiyorlar. Bu durum baskın karakterdeki çocuklar için şiddet eğilimine, kurban konumundaki çocuklar için ise içe kapanmaya sebep oluyor. Usta yazar Feyza Hepçilingirler, çocuklar arasındaki bu sorunların aileleriyle ilgili olduğunu söylüyor ve çözüm olarak farklı olanı kabul etmeyi içselleştirmelerini öneriyor. Yazarla buluştuk, Doğan Egmont’tan çıkan son kitapları ‘Ezber Bozan Hatice Teyze’ ve ‘Kara Kargalar ile Ak Martılar’ı konuştuk. Farklılıkları kabul etmeyi anne babalara değil de çocuklara söylüyorsunuz. Neden? Çocuklar daha hızlı öğreniyor da ondan. Anne babalar, çocukların birbirlerine karşı çok acımasız olduğundan şikâyetçi! Ancak bilinmesi gerekir ki, bu eğitim ile giderilebilecek bir şeydir. Biz eğitim ile biyolojik varlığımızı düzene sokarız. Hâlbuki o acımasızlık insanın doğasında var. Biz eğitim ile onu terbiye ederiz. Üstelik ne kadar terbiye edersek o kadar insan haline dönüşürüz.

Çocuğunuza ‘farklı olanı sevmeyi’ öğretin

Özellikle okulda farklı olan acı çeken oluyor. Bir çocuğun ayağı sakatsa, boyu çok uzunsa, kısaysa veya sesi inceyse zorbalığa uğraması kaçınılmaz! Sizce çocukların birbirlerinin eksiğini arama ihtiyacı neden kaynaklanıyor? İnsan yaştan yaşa değişir. Çocukken kendine fren koymaz ama büyüdükçe kendini denetlemeye, frenlemeye, aklına her geleni söylememeye başlar. Bir insan çocukken “Nasıl ifade edersem karşımdaki yara almaz?” diye sormaz. Örneğin, saçları olmayan birini gördüğünde “Aaa kele bak!” der. Bu çocuğun doğasındaki dürüstlükten de kaynaklı. Çünkü büyüklerdeki sahtecilik çocuklarda yok. Büyükler saklar, ama çocuklar düşündüğünü söyler. Ama bu durum onların da yaşamını zorlaştırıyor… Evet. Ancak çocuklara bunu yapan da bizleriz. Aslında çocuğun gözlemlediği veya bizim ona gösterdiğimiz her davranış, onun dersler aldığı ve fikirler çıkardığı şeylerdir. Yani çocuk, büyüklerine baka baka kendini biçimlendirir. Çocuk, “Aaaa kele bak!” dediğinde ona kızarsak, onu yalana teşvik etmiş oluruz. Aile içinde de bir sorun yaşadığımızda “Bunu babana söyleme!” derken bir yandan sır tutmayı öğretmiş ama diğer yandan da yalana teşvik etmiş oluruz. “Baban gelirse görürsün!” demek bile yanlıştır. Bir korku unsuru yaratmak yanlıştır. Bu, çocuklara ikiyüzlülüğü öğretir. Peki, kitaplarla çocuklara ne söylemek istiyorsunuz? Kabul etmenin önemini anlatıyorum. Dürüstlüğü, sorgulayıcı bakmayı anlatmak istiyorum. Bu noktada ‘Ezber Bozan Hatice Teyze’ kitabı, bize öğretilen ezberlerin aslında öyle olmadığını sorgulatırken, ‘Kara Kargalar ile Ak Martılar’ kitabı ise birbirinden farklı olanların aynı ağaçta bir arada var olabileceğini gösteriyor. Anne babalara önerileriniz neler? Günümüzde çocuklar, yetişkinlerden daha çok kitap okuyor, ama yaşı ilerledikçe okuma alışkanlığı azalıyor. Azalmaması için örnek aldığı kişilerin de yani anne-babaların da kitap okumaları lazım. Çocuk görecek ki uygulasın! Ayrıca kültürü de sadece okula bırakmamak gerekir. Ailenin, yaşam biçimi içinde, farklılıkları çocuğa aşılaması şarttır. Biri yaşlıdır diğeri genç, biri sağcıdır biri solcu, biri dindardır diğeri değildir. Anne ve baba herkesin her türlü özelliğini olağan karşılamayı öğrenirse çocuk da yapar. Çocukta şikâyet ettiğimiz her şey bizim suçumuzdur, çocukların değil. Unutulmaması gereken budur.

Çocuğunuza ‘farklı olanı sevmeyi’ öğretin

Bir yandan da ülkemizde çocuklara çok kötü davranıldığına şahit oluyoruz. Dünyada çocuk hakları konusunda ilk büyük atılımları yapan bir ülkede bunların olması çok acı veriyor insana… Hakikaten öyle... Büyüklerin ikiyüzlülüklerinden biri de “Çocuklar geleceğimizdir” söylemi! Hem bunu söylüyoruz hem de çocuklara çok kötü davranıyoruz. İtilip kakılıyor çocuklar ve insan gibi davranılmıyor çocuklara. Ben doğurdum ne istersem yaparım, ben babasıyım ne istersem yaparım, diyorlar. Çocuk tamamen yetişkinin ‘emri’ altında! Bu durum biraz da yetişkinlerin dili ile ilgili sanırım… Sözcüklerimizi özenle seçerek konuşmuyoruz. Dilimiz değişti, düşünce yapımız değişti. Bu da biraz eğitim sistemiyle ilgili… Gelişmiş ülkeler, kendi çocuklarına ülkenin anadilini ve dilinin özelliklerini iyice öğretmeden yabancı bir dil öğretmiyor. Ne zaman ki çocuk, kendi dilinin inceliklerini öğrenip de yeterli sözcük hazinesini anlıyor, işte o zaman ikinci bir dil eğitimine başlanıyor. Bu nedenle ilköğretimde çok tercih edilen bir şey değil ikinci dil eğitimi… Fakat bizim ülkemizde durum tam tersi! Şu an anaokullarında bile “İngilizce düşün! İngilizce konuş!” tanıtımları her yerde. Bir Türk çocuğu Türkçe düşünmeden kendisini nasıl ifade edecek? İngiliz gibi düşünmenin düşünce coğrafyasına hiçbir katkısı olmaz. İngilizler İngiliz gibi düşünüyor zaten, biz İngiliz gibi düşünmeyelim! Bir çocuk hangi dilin içine girmişse, o dilin kendine sağladığı olanaklarla düşünür. Bir İngiliz ile bir Türk’ün düşünce yapısı farklıdır. Çünkü cümle yapısı farklıdır. İngiliz, söyleyeceğini en başta söyler, gerisini sonra tamamlar. İngilizcede özne ve yüklem baştadır. Biz ise lafa başlarız, yavaş yavaş eksiğini gediğini toparlarız, en sonuna da noktayı koyarız. Bu yapı düşünce farklılığını da getiren bir yapıdır. Böyle yazan böyle konuşan bir insan farklı düşünemez. İngiliz gibi neden düşünelim? İngiliz’in kendisi var. Biz, Türkçe yazan insanlar olarak Türk gibi düşünelim. Dilde en çok kendini gösteren durum bu, ama aslında kimliğimizi kaybediyoruz! Meselâ son olarak cadılar bayramı kutlayan okullarımız olduğunu gördük. Cadılar bayramı nereden çıktı? Neden var? Nasıl kutlanır? Nerelerde kutlanıyor? Bunu hiç bilmiyoruz! Sadece özenti. Aslında bizim de çocuklarla ilgili bir yığın etkinliğimiz var. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı biz bulduk. Biraz daha kurcalayacak olursak bir sürü unutmaya terk ettiğimiz geleneğimiz var. Bu geleneklerden uzaklaştığımız zaman sadece çocuklar değil büyükler de köksüzleşiyor. O zaman rüzgâr nereden eserse insanlar oraya yöneliyor! Şu anda Amerika’dan esiyor rüzgâr! Bizdeki bir kısım insanlar cadılar bayramını kutluyor. Belli çevrelerde ise bu yadırganıyor. Ama böyle giderse buna da alışılacak ve cadılar bayramı da 23 Nisan gibi kutlanacak. İşte bu köksüzleşmedir.

Çocuğunuza ‘farklı olanı sevmeyi’ öğretin

Günümüz çocuklarını ‘dijital çocuklar’ olarak tanımlamakta yarar var. Tarih boyunca hep yetişkinler çocuklara bir şeyler öğretti, ama bu çağda çocuklar yetişkinlere öğretiyor. Bu çok önemli! Ancak böyle bir çağda geleneksel yapıdaki insanlar çocuklara yasaklar koyarak onları engellemeye çalışıyor, karşıt görüşte olanlar da her şeyi serbest bırakmak istiyor. Ne yapılmalı? Ben yasaklara oldum olası karşıyım. Yasağın kışkırtıcı yanı çok daha güçlüdür. Yasakladığımız bir şeye yönelir insan. Ben de öyleyim. “Şunu yapma!” dedikleri zaman inadına yapmak isterim. Benim gibi düşünen bir yığın insan var. Az önceki İngilizce konusunu kurcalamakta da yarar var! Çocuklara İngilizce öğretmeye çalışıyoruz. Evet, çocuğun İngilizce bilmesi bu dijital ortamda şart. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ama Türkçeyi önemsiz kılarak öğrenmek doğru değil. “İngilizce çok önemli, İngilizce öğrenmemiz lazım” dersek çocuk “Türkçe önemli değil” diye algılayacak. İşte bu tarihsel bir yanılgıdır. Türkçe önemlidir. Türkçe çok önemlidir! Üstelik şu an anaokullarının bile pazarlama çalışmalarına yabancı dili koymayan yok! “Anadiliniz İngilizce” diye reklamlar gördüm ben. Hayır! Anadilimiz İngilizce olamaz. Türkçenin içine doğmuş bir çocuğun anadili İngilizce olmaz. Olmasın! Çünkü çocuk o dil ile biçimlenecek ve zihni, düşünce yapısı da o dile göre şekillenecek. Dolayısıyla eğer anadilini iyi bilmezse, İngilizce bilgisi de yarım yamalak olur. Kaldı ki, kendine güvenmek İngilizceyi çok iyi bilmekle de mümkün değildir. Eğer bir insan “Ben dilimi doğru dürüst konuşuyorum dilimde anlatamadığım hiçbir şey yok” diyebiliyorsa özgüveni yüksektir. Ama kendi dilini bilmiyorsa, bocalıyorsa, yarım yamalak İngilizcesiyle hiçbir şeyi olmaz! Yabancı dilde eğitim de bir başka sorun. Her ülkenin eğitim dili kendi dilidir. Bizde neden pek çok okulda İngilizcedir, anlamak mümkün değil!

Çocuğunuza ‘farklı olanı sevmeyi’ öğretin

Çocuklara doğru düşünmeyi nasıl öğreteceğiz peki? Onlara öncelikle kitap ile ulaşmayı denemeliyiz. Çünkü sanıldığının tersine çocuklar iyi kitap okuyor. Yetişkinler okumuyor. Ve çocuğun yaşı büyüdükçe okuma alışkanlığı azalıyor. İlkokulda okuyorlar, ortaokulda azalıyor, lisede kitap okumayı ‘çocuk işi’ gibi görmeye başlıyorlar ve üniversitede ise “Mezun olunca okurum” deyip ertelemeler başlıyor. Belki kitap okumanın eksikliğini en fazla üniversitede hissediyorlar. Yetişmemiş olduklarını fark ediyorlar. Bizim anne ve babalar olarak üzerimize düşen çok önemli görevler var. Bir kere kesinlikle kültür işini sadece okula bırakmayacağız. “Çocuğum kitap okumuyor” diye yakınmayacağız, önce biz okuyacağız ki çocuğumuz da görecek ve okuyacak! Çocuğumuzla ilgileneceğiz. Sohbet edeceğiz. Sorunlarını gidereceğiz. Birlikte karar vereceğiz. Yasaklar koymak yerine, ne yaptığını bilmesini sağlayacağız. Karşılıklı güven ilişkisi geliştireceğiz. En önemlisi de köklerimizi iyi öğreteceğiz. Kökünü bilen, geleceğe sağlam bakar.

Çocuğunuza ‘farklı olanı sevmeyi’ öğretin

 

 
1
sayfa başına dön
 
Tüm hakları saklıdır. 2012 © feyzahepcilingirler.com / Tasarım: Pelin hepçilingirler